Devrim ya feminist olacak ya da hiç olmayacak!

154 views
22 mins read

Şili Feminist Hareketine Bir Bakış

Dünyanın birçok yerinde feminist hareketler güçleniyor, kadınların mücadelesi daha eşit bir dünyanın umudunu bizlere taşımaya devam ediyor. Şili’de bu güçlenen hareketlerin bir örneği. Las Tesis protestolarıyla daha yakından haberdar olduğumuz hareket, kitleselliği ve coşkusuyla mücadelemize ilham veriyor. Geçtiğimiz aylarda ise Şili’de yeni anayasanın kadınların eşit katılımının olacağı bir kurul tarafından yazılacağını öğrendik. Bunun üzerine hareketi daha yakından tanımak istedik ve Şili’deki kadın mücadelesinin tarihini, ülkedeki diğer muhalif hareketlere etkisini bizlere sunan Naomi Larsson’un bu yazısını sitemiz için çevirdik. Dünyanın her yerinde, her evde, her sokakta kadınların ataerkine karşı mücadelesi çok farklı şekillerde devam ediyor. Birbirimizden öğreneceğimiz çok fazla şeyin olduğuna ve dayanışmanın bizi daha güçlü kıldığına inanıyoruz. Selam olsun dünyanın tüm kadınlarına!

EMEK VE ADALET KADIN GRUBU · 29 KASIM 2020

NAOMİ LARSON 

Çeviren: Sena T., Ayşe, Betül

Şili’deki kadın hareketi onlarca yıldır uzun ve çeşitli bir mücadele yürütüyor. Kadınlar, 1973-90 diktatörlüğü boyunca sistematik olarak baskılandı ve şiddete maruz kaldı. 80’lerde anayasa yapılırken ise kadınlar Şili devletinden hariç tutuldu. Yani, Şili’deki kadın hareketi her zaman politikti.

Kitlesel isyan ve işgallerin tarihi, Şili’de 2019-2020 yılları arasında gerçekleşen toplumsal ayaklanmada (estadillo social) kadınların örgütlenme potansiyelini güçlendirdi. Son yıllarda, farklı kadın protesto grupları ve feminist örgütlerini bir araya getirdi ve bu ayaklanmalar sırasında uluslararası üne kavuşan feminist performans sanatı “Un Violador en tu Camino” (Yolunuzdaki Tecavüzcü) ortaya çıktı. Bu performans, kadına yönelik şiddeti yeniden politikleştirdi ve feminist hareketi birleştirdi.

Street art in Santiago, which reads “women are always on the front line.” Photo: Photo: Daniel Espinoza Guzmán.

Tarihsel Arka Plan

1973’te ABD destekli bir askeri darbe, sosyalist lider Salvador Allende’yi devirdi. Bu, David Harvey’in “neoliberal devlet oluşumunun ilk tecrübesi” diye bahsettiği, 17 yıllık acımasız bir diktatörlüğün başlangıcıydı. Allende, yerli elitleri ve ABD gibi uluslararası aktörleri tehdit eden, dünyanın demokratik olarak seçilmiş ilk sosyalist hükümetine önderlik etmişti.

ABD destekli Augusto Pinochet rejimi, tüm sosyal hareketleri ve muhalif siyasi örgütleri şiddetle bastırdı ve bütün toplumsal örgütlenme biçimlerini ortadan kaldırdı.

Diktatörlük rejimi, kadınların siyasete dahil olmadığı ve sadece ev işlerinden sorumlu olduğu belli bir aile düzenini teşvik etti. Diktatörlük döneminde hükümete muhalefet edenler, sol çevrelerde yer alanlar gözaltına alındı ve binlercesi işkence gördü.

Kadınlara yönelik işkence çoğunlukla cinsel işkenceydi. Görüşmelerde mağdurlar, kadın düşmanlığının bu işkencelerde yerleşik olduğunu ve işkencecilerin siyasi meselelere kadınların karışmaması gerektiğine dair öfkeyi dışa vurduklarını anlattılar. Kadınları siyasal alanın dışına çıkarmak için sistematik bir girişim vardı ve o zamandan beri feminist hareket kadın haklarını yeniden politikleştirme çabasında merkezi bir konumda oldu.

Pinochet rejiminin başlarında, Amerika’da neoliberal yenilikçi Milton Friedman ile çalışan ve Chicago Boys olarak bilinen bir grup Şilili iktisatçı Şili’ye döndü ve neoliberal teorilere göre ekonominin yeniden yapılandırılmasına ön ayak oldular. Bu, kamu varlıklarının özelleştirilmesini, kamulaştırmaların tersine çevrilmesini ve dalyan gibi doğal kaynakların özelleştirilip kontrolsüz sömürüye açılmasını içeriyordu. Sağlık, emeklilik ve eğitim dahil olmak üzere sosyal güvenlik alanları özelleştirildi.

Women participate in street protests in Santiago de Chile. Photo: Daniel Espinoza Guzmán.

Pinochet’nin başkanlığı ülkenin uluslararası imajını yükseltti -Şili, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne katılan ilk Güney Amerika ülkesiydi- fakat bu ekonomik krizi daha da derinleştirdi. Şili’nin serveti birkaç ailenin elinde yoğunlaşırken, nüfusun yarısından fazlası asgari ücretle yaşıyor.

Neoliberal model Pinochet döneminde yazılan 1980 Anayasası ile yeri sağlamlaştırıldı. O zamandan beri kısmen değiştirilmiş olmasına rağmen, birçok Şilili anayasayı her şeyi kapsayan sistemin temsilcisi olarak görüyor ve bunun değiştirilmesi gerektiğini söylüyorlar.

Bu süreçte kadınlar özellikle marjinalize edildi ve hedef alındı. Kadın hakları bu anayasada yer almıyordu ve 1999’da cinsiyet eşitliği beyanını içerecek bir değişiklik yapılmasına rağmen, anayasanın cinsiyet eşitliğini desteklemediği yaygın bir şekilde kabul ediliyor.

Şili’nin neoliberal modeli otoriterliğin yükselişiyle güçlendirildi. Toplumsal hareketleri yasa dışı ilan eden diktatörlüğün vahşeti, neoliberal devletin güçlü bir devlet olduğu izlenimini verdi. Bu otoriter devletçilik anlayışı muhtemelen neoliberal sistemi sürdürmek için demokratik dönemlerde de devam ettirildi. Ekim 2019 ayaklanması sırasında aşırı güç kullanımına izin veren Sebastian Pinera’nın (milyarder bir iş adamı) mevcut başkanlığında da bunun kanıtlarını bulabiliriz.

Feminist Hareket Neoliberalizme Karşı Bir Harekettir

Şili’deki diktatörlük sadece ülkeyi yönetmeye devam eden neoliberal modeli ve otoriter devleti güçlendirmekle kalmadı aynı zamanda feminist hareketin taleplerini şekillendirmede de büyük rol oynadı. Demokratik dönüşüm başlamadan önce bile, diktatörlük döneminde ihlal edilen sivil, sosyal ve politik hakların iadesini talep eden önemli bir kadın hareketi vardı. 

Kadınlar toplumdaki konumlarını sabitleyen devletle mücadele etmeye devam ediyorlar. Neoliberal model ev alanındaki cinsiyetçi farklılıkları destekliyor ve kadınların ev ortamında görünmez ve ücretsiz emek ile aşırı çalıştırılmasına izin veriyor. Kamusal çalışma alanında, kadınlar erkeklerin kazandığının üçte ikisi kadar kazanıyor ve işgücüne katılım oranları yalnızca %49.1. Bu nedenle, kadınlar artan eşitsizlikten daha çok etkileniyor.

Silvia Aluarez ve Beenadatte Navarrate Şili feminist hareketinin kronolojisi üzerine yazdıkları makalelerinde,  90’lı yıllarda bir sessizlik dönemi olduğunu ve bu sessizliğin 2006’da Şili’nin ilk kadın başkanı Michele Bachalet’in seçilmesiyle sona erdiğini öne sürerler.

Bachalet’in başkanlığı kadın hareketinde yeni bir ateş yaktı. Siyaset bilimci Lisa Baldez, ‘Why Women Protest’ adlı kitabında, ilerleyen yıllarda mujer/fempress ve Radio Tierra gibi feminist medya kuruluşları da dahil olmak üzere “feminist alanların” genişlemesini anlatıyor. Baldez ayrıca çeşitli, çok yönlü bir feminist stratejinin bir parçasını oluşturan STK’ların ve akademik alandaki toplumsal cinsiyet çalışmalarının yükselişine dikkat çekiyor. Yıllar içinde farklı oluşumlar ve STK’lar, farklı alanlara odaklanmaya başladı: Örneğin, Observatorio Contro el Acoso (Tacize Karşı Gözlemevi) sokak tacizine odaklanırken, Miles Chile cinsellik ve üreme ile ilgili haklar için mücadele ediyor.

Bachalet’in seçilmesi kadın haklarında siyasi ve toplumsal değişimin mümkün olduğunu simgeledi. Pingüinos olarak bilinen yaygın öğrenci hareketi, seçildiği yıl olan 2006’da patlak verdi. Açıkça feminist bir hareket olmasa da, kitlesel sokak hareketleri olmadan geçen yıllardan sonra hoşnutsuzluğu ifade etmenin popüler bir yolu olan kitlesel protestoların önünü açtı. Son on yılda kadın hareketi, farklı konularda çalışan başka başka kolektiflerin veya kuruluşların çabalarıyla dalgalar halinde oluştu.

#NiUnaMenos, Şili’deki kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı yürüyüş ve protestosuna neden olan kadın cinayetlerine karşı beş yıl önce, Arjantin’de başladı. 2017’de Bachalet liderliğindeki milletvekilleri, kürtajı istisnasız olarak yasadışı sayan, Pinochet tarafından uygulanan 1989 tarihli yasayı yürürlükten kaldırarak kürtajı sınırlı durumlarda yasallaştıran bir tasarıyı onayladı. O zamandan beri kürtajı her durumda yasal olması yönünde büyük yürüyüşler gerçekleşti ve feminist hareket 2017 tarihli tasarının bu yönde değiştirilmesine yönelik çağrı yapmaya devam ediyor.

2018’de, #EducacionNoSexista (cinsiyetçi olmayan eğitim) etiketinin paylaşılmasıyla üniversitelerde yaygın öğrenci protestoları gerçekleşti. Bu protesto dalgasını başlatan, üniversitelerdeki profesörlerin cinsel tacizde bulunduğuna dair iddialar oldu. Pek çok kadın taciz deneyimlerini dile getirmeye başladı ve ardından gelen protestolar maçoluk kültürüne karşı daha geniş gösteriler haline geldi. Kadınlar binaları işgal ettiler ve binlerce kadın sokağa döküldü.

Feminist hareket ağı tarafından organize edilen Uluslararası Kadınlar Günü veya Coordinadora 8M oluşumu kadınlar için önemli bir dönüm noktası olarak görülebilir. Coordinadora 8M her yıl Uluslararası Kadınlar Gününde yapılan yürüyüşü planlamak için çeşitli sosyal örgütleri, işçi sendikalarını ve bireysel feministleri bir araya getirmeyi amaçlayan açık bir koalisyondur. 2018’de 8 Martta ilk kadın grevini düzenlediler ve ülke çapında hayatın her alanından yüzbinlerce kadın şehirlerde ve kasabalarda yürüdü.

Yeşil ve mor renkler, performans sanatı, pankartlar ve dans ile karakterize edilen bu büyük kadın eylemleri, Şili’deki protesto hareketlerinin gücüne bir bütün olarak önemli bir katkıda bulundu. Her yıl 8 Mart gösterileri insanları -sadece kadınları değil- bir araya getirerek kadın hakları için sokaklarda dayanışma göstermelerini sağladı. Şili’deki çağdaş feminist hareket, varolan aktivist çevrelerin dışında kalan sosyal grupları harekete geçirdi. 8 Mart yürüyüşlerinde daha militan feminist aktivistlerle birlikte, daha önce hiç protestoya katılmamış kadınlar da var.

”Devrim Ya Feminist Olacak, Ya Da Hiç Olmayacak!”

Kadın protesto kültürü bağlamında Şili, 18 Ekim 2019’da başlayan tarihi bir toplumsal ayaklanmaya şahit oldu. Her şeyi başlatan Santiago’daki metro ücretlerinde 30 peso’luk bir artış idi ve bu da ulaşım sistemini Latin Amerika’daki en pahalı ulaşım sistemi haline getirdi. Öğrenciler protesto için turnikelerden atladı, metro istasyonları kapatıldı ve insanlar sokaklara çıktı. Saatler içinde Santiago’nun işçi sınıfı ve orta sınıf, eşitsizliği protesto için sokaklardaydı.

Şili’nin, -çoğunluğu kadınlar tarafından yönetilen veya kadın hakları lehine olan- kitle hareketi ve işgal tarihi, ayaklanmanın böylesi bir güçle devam etmesi için gerekli ortamı yaratmıştı. Şili’nin tarihinde estallido social en büyük protesto zinciriydi ve geçmişten unsurlar taşıyordu. 8M Hareketinde olduğu gibi, toplumsal ayaklanmalar farklı konular ve gündemler içeriyordu, mesela Şili’nin özelleştirilmiş emeklilik sistemine karşıt gruplar  (#NoMasAFP), Yerli Mapuche topluluklarının hakları için birleşen gruplar, işçi sendikaları, tıp çalışanları veya Extinction Rebellion gibi çevre aktivistleri örgütleniyordu.

Estadillo social neoliberal sisteme karşı bir ayaklanmaydı. Mario Garces bu ayaklanmayı “Pinochet diktatörlüğünden bugüne kadar, Şili toplumunda neoliberal politikaların gerçekleştirdiği toplumsal güvencesizliğe ve yapısal eşitsizliğe maruz kalan kitlelerin biriktirdiği öfke” şeklinde tarif eder.

Neoliberalizmin getirdiği eşitsizliklerden orantısız bir şekilde etkilenen ve buna isyan eden Şilili kadınların sayısı yıllar içinde arttı. Eğitim ve işgücü piyasalarında indirgemeci cinsiyet rolleri sürüyor. Feminist hareket kolektif bir isyanın kıvılcımlarıyla kadınları ve toplumun geniş bir kitlesini uyandırdı. Harekete geçirdiği slogan ise şuydu: “Devrim ya feminist olacak, ya da hiç olmayacak!”

Bu, en iyi geçen sene Kasım ayında performans sanatı biçimindeki bir viral protestoda ifade edildi. Bir kıyı kenti olan Valparaiso’dan, dört kadından oluşan küçük ve bilinmeyen bir feminist grup -Las Tesis- “Un Violador en tu Camino (Yolunuzdaki Tecavüzcü)” isimli bir şarkı yazdı ve koreografisini yaptı. Şarkı, kasım ayı sonlarında estadillo social kapsamında icra edildi ve hem ülke hem de dünya çapında (en az 300 şehirde) hızla uyarlanıp seslendirildi.  En önemlisi, şarkı sözleri, kadın haklarını ihlal ettiği için sistemi eleştiriyordu:

“Tecavüzcü sizlersiniz/ Polisleriniz/ Yargıçlarınız / Devletiniz/ Başkanınız’dır.”

Las Tesis, Un Violador en tu Camino’nun bir protesto şarkısı olmasını hedeflemediklerini belirtti. Ancak Paula Cometa, grup adına The Guardian’a verdiği röportajda, şarkı toplumsal ayaklanma esnasında icra edildiğinde “kadınların şarkıyı olduğundan fazlasına dönüştürdüğünü” söyledi. Şarkı, sistemi eleştiren sözleriyle, neoliberalizme karşı mücadeleye öncülük eden Şili’nin feminist hareketini birleştiriyor. Bu marş, farklı şehir ve ülkelerde ve farklı toplumsal sınıftaki kadınlar tarafından icra ediliş biçimleriyle, bugün Şili’deki feminizmin heterojenliğini ifade ediyor. 

Şili’nin feminist hareketi bu ortak marş ile gerçek değişimi zorlama kapasitesine sahip olduğunu kanıtladı. Estadillo social taleplerinden biri olan anayasanın belirlenmesinde cinsiyet eşitliği için verilen oyları gördük. Yakın zamanda kadınların bakanı olarak atanan Macarena Santelises, (geçmişte Pinochet diktatörlüğüne desteğini açıklamış, Pinochet’nin büyük yeğeni) feminist tepki sayesinde istifaya mecbur edildi.

Feminizm, Şili’de büyük bir hareketlenme kapasitesi yarattı ve neoliberalizme karşı diğer mücadeleleri cesaretlendirdi. Kadınlar, Şili’nin neoliberal sisteminden orantısız bir şekilde etkileniyor. Bu nedenle, eğer muhalefet sağlam bir sol ve siyasi güç inşa edecekse, bu ancak feminist hareketle yakın bir işbirliğiyle mümkün olur. Şili’deki feminist hareket sınıf çatışmasını, eşitsizliği ve hatta yaşamı ve ölümü temsil ediyor. Yeni bir demokratik gündemi ileriye götürmek için en iyi pozisyon alanlar feministlerdir.