Paris Komünü, Lenin’in dansı ve Rojava komünleri

107 views
20 mins read
107 views
20 mins read

ALİ ÇİÇEKYeni Özgür Politika

Stefan Zweig, tarihin akışını değiştiren ve böylece kendi başlarına tarih yazan anları, “insanlığın yıldızının parladığı anlar” diye tarif ediyordu. Paris Komünü’nün 1871’in ilkbaharındaki deneyimleri de demokratik ve eşitlikçi bir topluma giden yolun köşe taşlarından birine dönüştü. Marx’ın “gökyüzünü fethe çıkanlar” diyerek onurlandırdığı Paris komünarlarının deneyimleri, Ekim Devrimi pratiğinde de ortaya çıkacaktı. Onlar, 20. yüzyılın demokratik hareketlerinin hem ilham kaynağı hem de kalkış noktası oldular.

Komün fikri, kapitalist modernite ve neoliberalizmin krizine tanık olduğumuz bugünlerde, 21. yüzyılın sol ve direnişçi hareketleri için güncelliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Bu metinde biz de Paris Komünü’nün deneyimlerini kalkış noktası alacak ve yüzümüzü Kürdistan’daki devrime döneceğiz. Keza Kürdistan’daki devrim de Paris’teki komünarları dinliyor, onlardan öğreniyor ve komünleri toplumun merkezine yerleştiriyor.

Rojava komünleri

Kobanê’de, 2014-15 yıllarında gelişen direniş, insanlığın yıldızının 21. yüzyılda parladığı bir an olarak anılabilir. Dünyanın dört bir yanından insanlar, “Rojava komünlerini” koruyan Kürt özsavunma güçleriyle ve etnik ve dini sınırları aşan demokratik toplum modeliyle dayanışma içinde. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin farklı birimlerinden insanlar, demokratik özerkliği ve demokratik konfederalizmi savunuyor. Rojava’daki komünarlar, kendilerini yalnızca yerel inisiyatifler olarak değil, bütün bölgeye dair daha büyük bir projenin parçası olarak görüyor, konumlandırıyorlar.

2005 bildirgesinden beri

Kürdistan’da demokratik özyönetim yapılarının inşası, sadece Kuzey ve Doğu Suriye ile de sınırlı kalmıyor; özörgütlülüklerin inşası, en az 2005’ten bu yana Kürdistan’ın bütün parçalarında hedefleniyor. Kürdistan İşçi Partisi (PKK) öncülüğündeki Kürt Özgürlük Hareketi, yaşadığı paradigma değişikliği sonrasında, reel sosyalizmin etkisindeki “sosyalist bir ulus-devlet” tahayyülünü terk etti ve radikal demokrasi, ekolojik bilinç ve kadın özgürlüğüne dayanan bir paradigmayı bayrak edindi. “Demokratik Konfederalizm Bildirgesi”nin 2005 yılında ilan edilmesinden bu yana en zor koşullar altında demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Bugün Kürdistan’ın dört parçası ve Avrupa’da inşa aşamasında olan demokratik özerk yapılar, kendilerini ortak “demokratik konfederalizm” fikrinin parçası olarak görüyor.

İnşanın ardındaki fikir

Kürdistan, Ermeni, Asuri, Arap, Kürt, Türk, Çerkes, Êzîdî, Alevi, Sünni Müslüman, Yahudi ve Hristiyan kültürlerinin bir arada yaşadığı bir mozaik. Demokratik Özerklik, bütün bu kültürlerin özsavunmasını ve kendilerini geliştirmelerini sağlamak istiyor. Demokratik özerkliğin öncelikli hedefi, bütün toplumsal grupların ve kimliklerin özörgütlülüğünü olanaklı kılmak. Semtlerdeki meclis yapıları ya da farklı toplumsal grupların kurduğu sivil toplum örgütleri, bunların parçaları. Meclisler, hem yatay hem de dikey bir örgütlenmeyi barındırıyor ve devletçi merkeziyetçiliğin tersine çevrilmesini ifade ediyorlar. Keza bu meclislerde kararlar, yerinden alınıyor. Bu katılımcılık, toplumun politikleşmesini sağlıyor, keza her bir birey özerk bir politik aktöre dönüşme imkânına kavuşuyor. Özyönetimin hedefi, aktif biçimde ataerkiyle, feodalizmle ve baskının her biçimiyle mücadele eden bu yapıların kapitalist ilişkilerin dışında sürekli olarak inşa edilmesi.

Rojava Toplum Sözleşmesi komünleri tanımlıyor

Demokratik özyönetim inşasının pratik yansımaları konusunda şimdiye kadarki en büyük örnekleri veren Rojava’ya daha yakından bakalım… Özyönetimin “iskeleti”, konfederal ve aşağıdan yukarıya bir örgütlenme ile yapılandırılıyor. En alttaki birim, genelde iki yüzden daha az aileden oluşan komünler. Bu birimlerin bir araya gelmesiye giderek daha büyük yapılar ortaya çıkıyor. Her bir düzeyde farklı çalışma alanlarına yoğunlaşan komisyonlar bulunuyor. Bu sistem içinde komünler, Kuzey ve Doğu Suriye’deki politik sistemin en önemli parçaları ve Toplum Sözleşmesi’nin 48. maddesinde tanımlanıyorlar. Bu madde, komünler sistemini “doğrudan demokrasinin önemli ve temel örgütsel yapısı” olarak tanımlıyor. Bu, karar alma ve idare süreçleri için örgütsel ve yönetsel çerçeve sunuyor ve böylelikle karar alma süreçlerinin bütün aşamalarında komünler, bağımsız bir organ olarak çalışıyor. Bunun yanında komünler, sadece bir demokratik organ olmakla kalmıyor; onlar ayrıca temel ihtiyaçları karşılayan ve dağıtan organizasyonlar olarak iş görüyor.

Komünlerin üç ayağı:

Xweparastin, perwerde, lihevkirin

Komünler, üç temel sacayağı üzerine örgütleniyor. Bunlardan birincisi, komünün korunmasını sağlayan özsavunma (xweparastin). İkincisi, insanlara farklı yetenekler kazandırmayı ve bazı bakış açılarını değiştirmeyi hedefleyen “eğitim” (perwerde). Üçüncü ayağı ise uzlaşma ve çözüm (lihevkirin) oluşturuyor ve aileler içinde ve arasındaki çatışmaların çözümünü, uzlaşmanın sağlanmasını ya da sorunların ilgili yargı enstitülerine taşınmasını hedefliyor. Komünler sistemin en küçük birimi olsa da siyasal sistemin çekirdeğini oluşturuyor ve siyasal düzen ve dengenin merkezi olarak kavranıyorlar. Daha üst düzeylerdeki kararların komünler düzeyindeki kararları engellememesi esas alınıyor; aksine bu kararların da komünlerin kararları üzerine inşa olması gerekiyor.

Lenin’in dansı ve Kürdistan devrimi

Paris Komünü, 72 günün ardından kanlı bir biçimde yenilgiye uğratıldı. Lenin’in Ekim Devrimi’nin üzerinden 73 gün geçmesi ardından kar üzerinde dans ederek kutladığı anlatılır. Rus devrimi, Paris’te ortaya çıkan örnekten daha uzun süremeyi başarmıştı ve Lenin, “Biz yalnızca bir devin omuzlarında oturan cüceleriz” diyecekti.

Kürdistan’da devrim ve komünal özyönetimin inşası, 2005’teki “Demokratik Konfederalizm İlanı”ndan bu yana devam ediyor. Bu 15 yılda bütün dünya solu için önemli deneyimler biriktirildi. Acımasız askeri saldırılara ve süregiden uluslararası ambargoya rağmen 19 Ağustos 2012’de Kobanê’de fitili ateşlenen Rojava Devrimi, yaşamını sürdürüyor. Gökyüzünü Kürdistan’dan fethe çıkanlar, günden güne ve bütün saldırılara rağmen komünlerini ısrarla inşa etmeye devam ediyor. Bu, bir dans etme gerekçesi değil mi?

Komünar devrimin kısa tarihi

Paris Komünü deneyimi, Rojava  Devrimi ve Kürdistan’daki özyönetim  direnişleriyle de sürekli bağlantılandırıldı. Keza komünarlar, tıpkı Kürdistan’da olduğu gibi, direnişlerini ilkeleri gözardı etmeden sürdürüyorlardı ve halka, barikat ardında dâhi özgür seçim yapmayı ihmal etmeyen hakiki bir demokratlıkla yaklaşıyorlardı.

Paris Komünü deneyimi, Rojava  Devrimi ve Kürdistan’daki özyönetim  direnişleriyle de sürekli bağlantılandırıldı. Keza komünarlar, tıpkı Kürdistan’da olduğu gibi, direnişlerini ilkeleri gözardı etmeden sürdürüyorlardı ve halka, barikat ardında dâhi özgür seçim yapmayı ihmal etmeyen hakiki bir demokratlıkla yaklaşıyorlardı.

Bütün dünyada “meclisler demokrasisinin” modern anlamda öncülü olarak görülen Paris Komünü’nün ilanı üzerinden 150 yıl geçti. Komün ilanından 72 gün sonra ağır bir askeri saldırı ile yenilgiye uğratılsa da komün fikri, dünyayı bir “heyula” gibi gezinmeyi sürdürdü; dünyanın dört bir yanında ezilenler, özyönetimlerini kurma kavgasında Paris Komünü’nden ilham aldı ve almaya devam ediyor.

Fransa’nın başkenti ve dünyanın en meşhur kentlerinden biri olan Paris’te 1871 yılının 19 Nisan’ı, insanlığın ortak hafızasına geçecek bir ana şahitlik etti. Kimbilir, belki de okuduklarının yüz elli yıl sonra bile yankılanacağını hisseden heyecanlı bir ses, 18 Mart 1871’de kurulan Paris Komünü’nün manifestosunu okuyordu: “Zaferlerimizden yararlanmayı arzula ve gösterdiğimiz bu çabayla dayanışma içinde olduğunu sen de ilan et! Ya komün düşüncesinin zaferi ya da Paris’in yıkımıyla sonuçlanacak bu savaşta müttefikimiz ol. Amacımız, tüm tarihi aydınlatmış olan devrimler arasında en büyük ve yaşamsal yaratıcılığa sahip olan bu modern devrimi tamamlamaktır. Savaşmak ve kazanmak, bizim görevimizdir.”

Prusya işgaline direniş devrimci direnişe evrildi

1870’te III. Napolyon tarafından Prusya’ya açılan savaşta Fransa yenilgiye uğramış ve Paris Almanların kuşatması altına girmişti. Her zaman olan oluyordu: Zenginlerin iktidar hırsıyla yürüttüğü savaşın faturasını yoksul halk ödüyordu. Fakat bu kez bir fark vardı: Emekçiler, sosyalist ve anarşist fikirler etrafında güçlü bir örgütlülüğe sahipti ve kendilerini savunacaklardı. 

Paris Komünü’nü yaratan direniş, Prusya işgaline direnişle başladı. “Ulusal Muhafızlar” adıyla örgütlenen halk, ordunun toplarını da ele geçirerek altı ay boyunca kenti savundu, Prusyalılara geçit vermedi. 

Prusyalıların püskürtülmesi ardından Fransız egemenleri, halkın canıyla kazandığı zaferi hanelerine yazmak için ileri atıldı. Komünarların ele geçirdiği 400 topun alınması hedefiyle askerler, Ulusal Muhafızlar’ın üzerine sürüldü. Ancak beklenmedik bir şey oldu: Askerlerin çoğu da kenti savunan halka katıldı. Ayaklanma, artık engel tanımaz biçimde yayılıyordu. Sonunda Başbakan Thiers ve bütün yöneticiler, Paris’ten kaçmak zorunda kaldı. Artık kentin tek hakimi vardı: Komünarlar öncülüğünde örgütlenmiş halk.

Komün deneyimi: İnşasız zaferin imkânsızlığı

Paris Komünü, yalnızca 72 gün ayakta kalabildi. Yeterli tahkimatı yapmayı başaramayan ve politika yapma becerisini de gösteremeyen komünarlar, Versay Ordusu’nun bombardımanlı saldırısına uzun süre direnemedi. Ancak komün, halkın kıt imkanlarla dahi zafer kazanabileceğinin göstergesi oldu; zaferin inşayla tahkim edilmesi gereğine dair de bir deneyim oluşturdu. Sonrasındaki bütün kent savunmaları ve bütün devrimler, bu deneyimden öğrendi.

Komün, belki kısa sürmüştü ama bu kısacık zamanda bile demokratik değerleri hemen hayata uygulamaktan geri durmadı. Barikatın ardında çıkarılan kanunlarla feodal egemenler tarafından fahiş düzeylere çekilen kiraların hafifletilmesi, Paris pastanelerinde gece işçiliğinin kaldırılması, giyotinin yasak edilmesi, komün şehitlerinin eş ve çocuklarına maaş bağlanması, işçilere üretim araçlarının karşılıksız iadesi, faizin kaldırılması ve terk edilmiş fabrikaların işçilere devredilmesi kararlaştırıldı.

Barikat ardında demokrasi kurdular

Paris Komünü deneyimi, Rojava Devrimi ve Kürdistan’daki özyönetim direnişleriyle de sürekli bağlantılandırıldı. Keza komünarlar, tıpkı Kürdistan’da olduğu gibi, direnişlerini ilkeleri gözardı etmeden sürdürüyorlardı ve halka, barikat ardında dâhi özgür seçim yapmayı ihmal etmeyen hakiki bir demokratlıkla yaklaşıyorlardı. Komünarlar, “Koşullar el vermiyor, savaşın kızgınlığı içinde imkânı yok” demeden devrimci değerleri uygulamaya başlamış; daha barikatlar kaldırılmadan yeni bir hayatın kararlarını uygulamaya koymuştu.

Komünarları “gökyüzünü fethe çıkanlar” olarak tarif eden ve işçi sınıfı hareketinin evrensel ilham kaynağı olduklarını söyleyen Karl Marx da Paris Komünü’ne ilişkin şu cümleleri yazacaktı: “Komün, Fransa toplumunun tüm sağlıklı öğelerinin gerçek temsilcisi ve dolayısıyla ülkenin gerçek ulusal hükümeti olduğu kadar aynı zamanda bir işçi hükümeti, emeğin kurtuluşunun cesur bir savunucusu ve savaşçısı olarak sözün gerçek anlamında enternasyonal bir esasa sahipti. İki Fransız eyaletini Almanya’ya ilhak eden Prusya ordusunun gözleri önünde komün, tüm dünya emekçilerini Fransa’ya ilhak ediyordu.”