ZIT GÜÇ ODAKLARININ GÖRÜNMEYEN DAYANIŞMASI

14 views
12 mins read
14 views
12 mins read

A. Halûk Ünal

Modern toplum, kendini çoğu zaman görünen çatışmalar üzerinden anlatır. İktidar ve muhalefet, devlet ve toplum, merkez ve çevre… Bu karşıtlıklar, sanki meselenin özü buradaymış gibi sunulur; tartışma da bu hatlar üzerinde kurulur.

Oysa bu yazının iddiası başka bir yere bakmayı gerektiriyor.

Burada tarif edilen şey istisnai bir durum ya da özel bir siyasal moment değil. Tam tersine, her birimizin her gün içinde hareket ettiği atmosferin kendisi. Siyasetin ve toplumsal hayatın farklı görünümleri içinde, çoğu zaman farkına varmadan maruz kaldığımız ortak bir işleyiş.

Bugün belirleyici olan, bazı güçlerin gerçekten çatışıp çatışmadığı değil; çatışıyor gibi görünürken aynı işleyiş kalıbını üretmeleridir. Devlet, sermaye, medya, akademi ve muhalefet farklı dillerle konuşur, farklı iddialar ortaya koyar; ama çoğu zaman aynı sınırlar içinde hareket eder ve aynı modeli yeniden üretirler.

Bu yüzden mesele yalnızca “kim haklı” sorusu değildir. Asıl mesele, bu farklı güç alanlarının hangi ortak modele yaslandığı ve bu modelin neyi mümkün, neyi imkânsız kıldığıdır.

Bu yazı, bu ortak modeli ve onun ürettiği zımni mutabakatı tartışıyor. Ve daha önemlisi, bu mutabakatın dışına taşan seslerin neden ve nasıl yalnız bırakıldığını.

GÜÇ ALANLARI VE ORTAK SINIR

Toplum, artık tek bir merkezden yönetilen bir yapı değil; devletin yanında ve onunla iç içe geçmiş başka güç alanları da var. Sermaye, medya, akademi, sivil toplum ve kendini muhalif olarak kuran yapılar, bu çok katmanlı yapının parçaları olarak işliyor. Her biri kendi dilini kuruyor, kendi doğrularını savunuyor ve kendine özgü bir meşruiyet alanı yaratıyor.

İlk bakışta bu durum bir çeşitlilik izlenimi verir. Farklı sesler, farklı iddialar, hatta zaman zaman sert karşıtlıklar… Ama bu görünümün altında, daha az fark edilen bir ortaklık vardır. Çünkü bu alanlar, ne kadar farklı konuşurlarsa konuşsunlar, çoğu zaman aynı işleyiş kalıbına dayanır.

Temsil ederler, merkezileşirler, sınır çizerler; kimi içeri alır, kimi dışarıda bırakırlar. Yani aralarındaki fark çoğu zaman söylediklerinde ortaya çıkar, ama nasıl işlediklerine bakıldığında benzerlik ağır basar.

İşte bu benzerlik görünmeyen bir ortak sınır üretir. Neyin söylenebileceği, neyin aşırı sayılacağı, neyin “makul” kabul edileceği bu sınır içinde belirlenir. Kimsenin açıkça savunmadığı ama herkesin içinde hareket ettiği bir çerçeve oluşur.

Bu nedenle her biri farklı alanlar gibi görünse de aykırı sesleri lanetledikleri terminoloji bir ve tektir: ihanet!

HEGEMONYA: ORTAK AKLIN SINIRI

Bu çerçeve, bir yasa gibi işlemez; kimse çıkıp onu ilan etmez. Ama buna rağmen etkisi son derece somuttur. Çünkü bu sınır, kendini bir zor olarak değil, bir doğallık olarak hissettirir.

İnsanlar çoğu zaman bir şeyin yasak olduğu için değil, zaten “öyle düşünülmeyeceğini” bildikleri için susar. Bu yüzden baskı, doğrudan değil dolaylıdır; görünmez ama yönlendiricidir.

Bu durumu hegemonya kavramıyla düşünmek mümkün. Çünkü burada söz konusu olan, yalnızca güç uygulamak değil, aynı zamanda rıza üretmektir. Farklı güç alanları kendi aralarında rekabet ederken bile, bu ortak sınırı yeniden üretirler.

Ve tam da bu nedenle, hegemonya kendini bir merkez olarak değil, bir “ortak akıl” olarak sunar. Neyi savunmanın makul, neyi söylemenin aşırı olduğunu belirleyen şey bu akıldır. Böylece düşüncenin ufku daha en baştan çizilmiş olur.

Söz konusu zımni mutabakat nedeniyle, bu türden süreçlerin en önemli belirtisi senkronize bir sansürdür. Ve çok ilginçtir ki, kimse bu sansür konusunu tartışmaz. Yani yayıncılığın on emrini yazmak istesek birinci maddeye konması gereken “sansür yapmayacaksın” ilkesi nedense kimsenin öncelik vermediği bir konuya dönüşür. “En devrimci, demokrat” iddiaların sahiplerinin el altında tuttuğu ilk silahın sansür olmasını dehşetle öğreniriz.

MODEL: DEĞİŞMEYEN KALIP

Bu ortak sınırın sürekliliğini sağlayan şey ise modeldir. Çünkü söylemler değişse de, o söylemleri taşıyan işleyiş kalıbı çoğu zaman yerinde kalır.

Devlet başka bir dil kullanır, muhalefet başka. Medya farklı bir ton tutturur, akademi başka bir çerçeve çizer. Ama bu farklılıkların altında benzer bir örgütlenme biçimi vardır: merkeziyetçilik, bürokratik temsil, uzmanlaşma ve merkeziyetçi denetim.

Bu yüzden yeni sözler ortaya çıksa bile çoğu zaman eski formun içine yerleşir. Başlangıçta farklı gibi görünen bir fikir, zamanla mevcut modelin sınırlarına uyum sağlar. Aynı tartışmaların farklı aktörlerle tekrar etmesi de buradan kaynaklanır.

Dolayısıyla değişen şey çoğu zaman aktörlerdir; işleyiş değil. Ve bu yüzden model değişmeden, güç değişmiş sayılmaz.

AYKIRI SES: SINIRIN TESTİ

Bu yapıyı en açık biçimde görünür kılan şey ise aykırı sestir. Ancak burada bir ayrım yapmak gerekir; çünkü her aykırı ses aynı anlamı taşımaz.

Bazı eleştiriler, yalnızca belirli bir güç odağını hedef alır. Birini eleştirirken diğerine yaslanır ve bu yüzden sistemin genel işleyişine dokunmaz. Bu tür sesler çoğu zaman tolere edilir, hatta dolaşıma sokulabilir. Çünkü tartışmayı modelin dışına değil, modelin içindeki pozisyonlara taşır.

Ama modelin kendisini hedef alan bir aykırı ses ortaya çıktığında durum değişir. Bu tür bir ses, yalnızca bir aktörü değil, oyunun kurallarını sorgular. Ve tam da bu yüzden, farklı güç alanlarının tepkileri şaşırtıcı biçimde benzeşir.

Süreç çoğu zaman tanıdıktır. Önce bu ses hafife alınır, ardından “marjinal” ya da “sorumsuz” ilan edilir, olmadı “bozguncu” olarak yaftalanır.

Geçmişten bir şey bulunur ya da ima edilir; niyetler konuşulmaya başlanır. Çoğu zaman bu süreç, o sesi bir “ihanet” anlatısına bağlayarak tamamlanır. Toplumsal hafızadaki bir korku ya da kırılma, o kişiyle ilişkilendirilir. Yetmediğinde tartışma içerikten kopar ve söyleyen kişi linç hedefi haline gelir.

Bu noktadan sonra tartışma kapanır. Medya ya görmezden gelir ya da çarpıtır, akademi mesafe koyar, siyasi aktörler sessizleşir. Muhalefet ise çoğu zaman geri çekilir.

Aykırı ses yalnızlaşır.

Yani aykırı ses ya bastırılır ya da soğurulur ya da düşmanlaştırılır. Hiçbir durumda olduğu gibi kalmasına izin verilmez.

Çünkü bu tür bir ses, yalnızca bir güç odağına değil, işleyişin kendisine yönelir. Bu yüzden bütün güç odakları için potansiyel bir tehdittir.