Chris Hedges: İsrail’in Filistinliler için nihai çözümü

119 views
16 mins read
119 views
16 mins read

Chris Hedges

   

​İsrail’de Yahudi faşizminin doğuşunu haberleştirenlerden biriyim. Kişisel adaylığı yasaklanan, kendi kurduğu Kach Partisi 1994 yılında İsrail tarafından yasadışı ilan edilen, ayrıca İsrail ve ABD tarafından terör örgütü olarak da ilan edilen aşırılık yanlısı Meir Kahane hakkında haberler yaptım. Sağcı Amerikalılardan yüklü miktarda fon alan Binyamin Netanyahu’nun Filistinlilerle barış anlaşması müzakereleri yürüten Yitzhak Rabin’e karşı aday olduğu dönemde düzenlediği siyasi mitinglere katıldım. Netanyahu’nun destekçileri “Rabin’e Ölüm” sloganları atıyorlardı. Bu destekçiler, Rabin’in Nazi üniforması giydirilmiş temsili bir kuklasını da yaktılar. Netanyahu, Rabin için düzenlenen sahte cenaze töreninin de başını çekti.

Başbakan Rabin 4 Kasım 1995’te bir fanatik Yahudi tarafından öldürüldü. Rabin’in dul eşi Lehea, kocasının öldürülmesinden Netanyahu ve destekçilerini sorumlu tuttu.

İlk kez 1996 yılında başbakan olan Netanyahu, siyasi kariyerini Avigdor Lieberman, Gideon Sa’ar, Naftali Bennett ve Ayelet Shaked gibi Yahudi radikalleri besleyerek geçirdi. Benito Mussolini’nin “iyi bir faşist” olarak nitelendirdiği Siyonist öncü Vladimir Jabotinsky’nin asistanı olarak çalışan babası Benzion, Yahudi devletini tarihi Filistin topraklarının tamamını ele geçirmeye çağıran Herut Partisi’nin liderlerindendi. Herut Partisi’ni kuranların birçoğu İsrail devletinin kurulmasını sağlayan 1948 savaşı sırasında terörist saldırılar gerçekleştirmiştir. Albert Einstein, Hannah Arendt, Sidney Hook ve diğer bazı Yahudi entelektüeller, New York Times’ta yayınladıkları bir bildiride Herut Partisi’ni “örgütlenmesi, yöntemleri, siyasi felsefesi ve toplumsal çekiciliği bakımından Nazi ve Faşist partilerine çok benzeyen bir siyasi parti” olarak tanımlamışlardır.

Siyonist proje içinde Yahudi faşizminin bir türü her zaman var olmuştur. İşte şimdi o tür İsrail devletinin kontrolünü ele geçirmiş bulunuyor.

Holokost’tan sağ çıkanlardan ve İsrail’in faşizm konusunda en önde gelen otoritelerinden biri olan Zeev Sternhell 2018’de şöyle bir uyarıda bulunmuş,”Sol artık burada gelişen zehirli aşırı milliyetçiliğin üstesinden gelebilecek durumda değil,” demişti. “Avrupa’daki türü neredeyse Yahudi halkının çoğunluğunu yok eden cinsten aşırı milliyetçiliğin.” Sternhell ardından şunu da eklemişti: “Burada sadece büyüyen bir İsrail faşizmini değil, Nazizm’in ilk aşamalarındakine benzer bir ırkçılığı da görmekteyiz.” 

Gazze’yi imha etme kararı, Kahane hareketinin mirasçıları olan İsrail kripto-faşistlerinin uzun zamandır hayaliydi. İktidardaki koalisyon hükümetini oluşturan bu Yahudi aşırılıkçılar, her gün yüzlerce Filistinlinin öldüğü Gazze’deki soykırımı düzenlemekteler. Kendi bahçelerinin özel üretimi olan bu faşizmin ikonografisinin ve dilinin şampiyonluğunu yapıyorlar. Yahudi kimliği ve Yahudi milliyetçiliği, nasyonal sosyalizmin kan ve toprak sloganının Siyonist versiyonlarıdır. Yahudi üstünlüğü Tanrı tarafından kutsanmıştır, tıpkı Netanyahu’nun Ahd-i Atik’teki Amaleklere (Ammonit’lere ) benzettiği Filistinlilerin  katledilmesi gibi. İmhası planlanmış düşmanlar – ki bunlar genellikle Müslümanlardır –  kötülüğün cismanileşmiş hali olan insanlık dışı varlıklardır. Şiddet ve şiddet tehdidi, Yahudi milliyetçiliğinin büyülü çemberinin dışında kalanların anladığı tek iletişim biçimidir. İsrail vatandaşlığına sahip olanlar da dahil olmak üzere milyonlarca Müslüman ve Hristiyan temizlenecektir. 

İsrail İstihbarat Bakanlığı’ndan sızdırılan 13 Ekim 2023 tarihli 10 sayfalık bir belge, Gazze Şeridi’nde yaşayan 2,3 milyon Filistin’linin Mısır’ın Sina Yarımadası’na zorla ve kalıcı olarak nakledilmesini öneriyor. 

Filistinlilerin toptan yok edilmesi ve etnik temizliğe tabi tutulması yönündeki kan dondurucu çağrıları ciddiye almamak büyük bir hata olur. Bu retorik abartılı değildir. Gerçek bir reçetedir. Netanyahu, daha sonra silinen bir tweet mesajında Hamas’la savaşı “ışığın çocukları ile karanlığın çocukları arasında, insanlık ile orman kanunu arasında bir mücadele” olarak tanımladı. 

Bu Yahudi fanatikler Filistin sorununa kendi nihai çözüm versiyonlarını uygulamaya başladılar. BM’nin insani yardım ofisine göre, saldırının ilk iki haftasında Gazze’ye 12.000 ton patlayıcı atarak Gazze’deki konutların en az yüzde 45’ini yok ettiler. Yollarından döndürülmeye hiç niyetleri yok. Washington tarafından bile.

New York Times’ın haberine göre “ABD’li yetkililer, İsrailli liderlerin askerî harekâtta kitlesel sivil kayıpların kabul edilebilir bir bedel olduğuna inandıklarını açıkça gördüler.”

Hedef, Filistinli bulaşıklarından arındırılmış “saf” bir İsrail’dir. Gazze çorak bir arazi, bir çöl olacak. Gazze’deki Filistinliler öldürülecek ya da Mısır sınırındaki mülteci kamplarına zorla gönderilecek. Mesihvarî kurtuluş, asıl Filistinliler kovulduktan sonra gerçekleşecektir. Yahudi aşırılık yanlıları, MS 70 yılında Roma ordusu tarafından yerle bir edilen Yahudi İkinci Tapınağı’nın kalıntıları üzerine inşa edilen ve Müslümanlar için en kutsal üçüncü mabet olan El Aksa Camii’nin yıkılması çağrısında bulunuyorlar. Caminin yerine “Üçüncü” bir Yahudi tapınağı inşa edilecek ve bu hamle Müslüman dünyasını kasıp kavuracak. Bağnazların “Yahudiye ve Samiriye” olarak adlandırdıkları Batı Şeria resmen İsrail tarafından ilhak edilecek. Ultra-ortodoks Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri tarafından zorla dayatılan dini yasalarla yönetilen İsrail, İran’ın Yahudi versiyonu olacaktır.

Filistin toprakları üzerinde mutlak ve tam bir İsrail kontrolü kurulmasına bir adım kaldı. İsrail’in yasadışı Yahudi yerleşimleri, kısıtlı askeri bölgeler, kapalı otoyollar ve ordu yerleşkeleri Batı Şeria’nın yüzde 60’ından fazlasını ele geçirmiş, Filistin kasaba ve köylerini çember içine alınmış gettolara dönüştürmüş durumda. İsrail’in Filistinli vatandaşlarına ve işgal altındaki topraklarda yaşayanlara karşı doğrudan ya da dolaylı olarak ayrımcılık uygulayan 65’ten fazla yasa bulunmaktadır. Batı Şeria’da çoğu haydut Yahudi milisler tarafından ayrım gözetmeksizin Filistinlilerin öldürülmesi, bunların yanı sıra ev ve okulların yıkılması, sonra da kalan Filistin topraklarına el konulması kampanyası volkan gibi patlayacaktır. Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısından bu yana Batı Şeria’da 133’ten fazla Filistinli, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimciler tarafından öldürüldü ve binlerce Filistinli İsrail ordusu tarafından toplandı, dövüldü, aşağılandı ve hapsedildi.

İsrail aynı zamanda, iktidardaki Yahudi faşistlerin manyak bakışını benimsemeyi reddeden ve devletin feci şiddetini kınayan “Yahudi hainlere” de saldırıyor. Faşizmin bilinen düşmanları – gazeteciler, insan hakları savunucuları, entelektüeller, sanatçılar, feministler, liberaller, solcular, eşcinseller ve pasifistler – şimdiden hedef alınmaya başladı. Netanyahu tarafından ortaya atılan planlara göre yargı iğdiş edilip kısırlaştırılacak. Kamusal alanda tartışma yok olup gidecek. Sivil toplum ve hukukun üstünlüğü ortadan kalkacak. “Sadakatsiz” olarak damgalananlar sınırdışı edilecek.

Faşistler yaşamın kutsallığına saygı duymazlar. İnsanlar, kendi kabilelerinden bile olsalar, onların kafayı üşütmüş ütopyalarını inşa etme yolunda harcanabilir. İsrail’de iktidardaki bağnazlar Hamas’ın elindeki rehineleri İsrail hapishanelerinde tutulan binlerce Filistinli rehineyle takas edebilirlerdi, İsrailli rehineler bu amaçla ele geçirildi zaten. Ve Hamas militanları İsrail’e girdikten sonra yaşanan kaotik çatışmalarda İsrail ordusunun sadece Hamas savaşçılarını değil, onlarla birlikte İsrailli esirleri de hedef almaya karar verdiğine dair kanıtlar var ortada.

Max Blumenthal The Grayzone haber sitesinde, “7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’in güneyine düzenlediği sürpriz saldırıya tanıklık eden İsrailli tanıkların ortaya yeni çıkan ifadeleri, İsrail ordusunun Filistinli silahlı kişileri etkisiz hale getirmek için mücadele ederken kendi vatandaşlarını da öldürdüğüne dair yeni kanıtları ortaya çıkarmakta” diye yazıor.

Blumenthal, Be’eri Kibbutz güvenlik ekibinin bir üyesi olan Tuval Escapa’nın, kibbutz sakinleri ile İsrail ordusu arasında koordinasyon sağlamak için bir telefon hattı kurduğunu belirtiyor. 

Escapa, İsrail gazetesi Ha’aretz’e verdiği demeçte, çaresizlik başgöstermeye başladığında, “sahadaki komutanların, rehinelerle birlikte teröristleri de ortadan kaldırmak için evleri sakinlerinin başına yıkmak üzerine bombalamak da dahil olmak üzere birtakım zor kararlar aldığını” söyledi.

Gazete, İsrailli komutanların, kontrolü ele geçiren “teröristleri püskürtmek için” Gazze’ye açılan Erez Kapısı’ndaki kendi tesislerine karşı ordudan “hava saldırısı talep etmek zorunda kaldıklarını” bildirdi. Bu üste İsrail Sivil İdare memurları ve askerleri bulunuyordu.

İsrail, 1986 yılında, iki İsrail askerinin Hizbullah tarafından esir alınmasının ardından, Romalılar tarafından esir alınmaktansa kendini zehirleyerek öldüren Kartacalı generalin adının verildiği anlaşılan Anibal Talimatı adlı bir askeri politika başlattı. Talimat, esir alınan askerlerin ve sivillerin öldürülmesi pahasına da olsa, azami güç kullanımı yoluyla İsrail birliklerinin düşman eline geçmesini önlemek üzere tasarlanmıştı.

Talimat, İsrail’in 2014 yılında Gazze’ye düzenlediği ve Koruyucu Hat Operasyonu olarak bilinen saldırı sırasında uygulandı. Hamas savaşçıları 1 Ağustos 2014 tarihinde İsrailli bir subay olan Teğmen Hadar Goldin’i esir almıştı. İsrail buna karşılık olarak Goldin’in tutulduğu bölgeye 2,000’den fazla bomba, füze ve top mermisi attı. Goldin 100’den fazla Filistinli sivil ile birlikte öldürüldü. Anibal direktifinin 2016 yılında iptal edildiği söyleniyor.

Gazze başlangıç. Sırada Batı Şeria var.  

Filistinlilerin kâbusuna alkış tutan İsrailliler yakında kendi kâbuslarını yaşayacaklar.

Marksist.Org için Türkçe’ye DeepL yardımıyla çeviren Ömer Madra