TİP ile ittifak tartışmasının ara toplamı

358 views
14 mins read
358 views
14 mins read

A. Halûk Ünal 

Ben, çok iyi ve aydınlatıcı, öğretici bir tartışma oldu düşüncesindeyim. Tabi öğrenmek isteyene.

Tartışmadan TİP temsilcileriyle yapılanı kastetmiyorum yalnızca; bizler de kendi aramızda tartışmış, analizler yapmış olduk.

Bence ilk kazanım, hepimiz TİP’e dair bildiklerimiz ötesine geçerek, TİP’i enine boyuna ele aldık. Derinlemesine baktık. Bununla ilgili algılarımızı paylaştık. 

Örneğin ben, TİP’i siyasal haritada ilk kez tüzük ve programlarını okuyarak konumlandırmaya başladım.

TİP klasik terimlerle Marksist Leninist (Stalinist) bir parti. 

Bu bizce, tıpkı bizim için de (bütün “türk” solu) çok uzun yıllar geçerli olduğu gibi, Kemalizmle özdeş felsefi, siyasi, ekonomik bir bakışı örtük olarak barındırabilmesine neden oluyor. Yani Sosyalizmin geleneksel bir yorumu. 

Komünalist geleneğin (Bookchin, Öcalan) terimleriyle “ikinci devrim-1917” çizgisinde. 

Gerek Kürt Özgürlük Hareketi, gerek benim gibi “türk” solu kökenli bazı kişi ve kesimler, kendimizi “üçüncü devrim” paradigmasını inşa etmenin, üçüncü yolu inşa etmenin özneleri olarak kabul ediyoruz.

Burada elbette stratejik açıdan önemli bir farktan söz ediyorum. Ama teorik olarak da herkes bilir ki taktik ittifaklar stratejilerden hareketle yapılmaz. Ama devletçi komünist bir çizgiyle de stratejik ittifak yapılamaz.

Öcalan, HDK projesini ortaya koyduğunda uzun süre HDK içindeki “türk” solundan (hala ML ikinci devrim perspektifine bağlı-  partilerle sağlıklı bir ilerleme olacağına çok ihtimal vermemiştim. Ama KÖH’ün Ortadoğu ve Rojava’daki başarılarını bizzat gözlemleyebilmiş biri olarak, eleştirel bir destek içinde olmayı tercih ettim.

Ama süreç gösterdi ki, bütün bileşenler – günahıyla sevabıyla- süreci bu güne taşımayı başardılar. Parti içinde karşılıklı etkileşim, olumlu sonuçlar verdi. 

Şimdi ikinci devrim çizgisinden bir partiyle daha ittifak yapmaya çalışıyoruz. Elbette birleşe birleşe kazanacağız. Ama bu sefer seçim bildirgesi olarak ortaya çıkan metin, ne zaman ki ima ettiği phrograma dönüşür, ne zaman ki kurucu öznenin inşa programında anlaşırız, stratejik buluşmalar sağlanır.

TİP ile ittifak uzun süredir var; ama TİP’in ortaya çıkışı, bu güne gelişi, son bir yılda sağladığı görünürlük ve kazandığı anlam çok farklı. Bu yazının maksadı esas olarak TİP eleştirisi olmadığı için tartışmaya muhtaç noktaları geçiyorum. TİP her komünalistin dostça davranacağı, karşılıklı saygı içinde ilişki kuracağı bir gerçeklik.

TİP’in, 1995’de ÖDP, 2015’de HDP gibi restorasyoncu basında görünür kılınmasıyla, Erkan Baş ve Sera Kadıgil’in gündelik rüzgarlardan fazla etkilenen, bence yanlış, ittifak kültürüne uymayan, tutkulu, grotesk üslûpları, hızla ciddi bir kitlesel tepki yarattı. Bence tartışmanın fitili böyle ateşlendi.

Çoktan unuttuğumuz bu rekabetçi üslup karşısında, HDP kitlesi de dikkatle, derinlemesine bakmaya başladı, hafızalar tazelendi, bilenler bilmeyenlere önemli ayrıntıları anlattı. 

SK’in Ergenekon muhibi yakın geçmişi ortaya döküldü. Tartışmanın sonlarına doğru PKK yani Kürt düşmanı İrfan Değirmenci, TİP vitrinine eklendi. Bu fasıldan son bir not düşeyim, çok sevdiğim Memet Aslantuğ, vitrindeki bence en komplekssiz ve demokrat kişi, üstelik ülkücülükten buraya çok örnek bir evrim yaşadı. Ben asıl onun adına endişeliyim.  TİP gibi çok köşeli bir partide -seçilirse- milletvekili olarak siyaset yapmak, onu çok yıpratabilir. 

Bu noktada tartışmanın ikinci faydası ortaya çıktı. TİP li arkadaşlarımız KÖH kitlesini tanımaya, Sera arkadaşın deyimiyle bizim “oy havuzunu” derinlemesine öğrenmeye başladılar. 

Bence sorun, Erkan arkadaşın mektubunda yazdığı gibi “az konuştuklarından” çok, bence, çok konuşup az dinlemiş olmalarıyla ilgiliydi. 

Ama sonunda öyle ya da böyle, bizleri duydular.

Tartışmanın üçüncü faydası bence, sanırım ilk kez, HDP topluluğu çok kitlesel biçimde temsil yetkisini devrettiği yöneticilerinin aldığı bir karara kamusal alanda çok net hayır dedi.

Demokrasi kültürümüzün gelişmesi sürecinde çok sağlıklı, umut verici bir fayda.

Bu noktada altı çizilecek bir olgu da Selahattin ve Gültan arkadaşlarımızın, etkili kişisel kanalları olmasına rağmen, itirazımızı sosyal medya üzerinden desteklemeleriydi. Özellikle Gültan arkadaşımızın tavrı çok net ve herkesi özetler nitelikteydi.  

Elbette bu, ne yazık ki bir kapitalistin sosyal medyası aracılığıyla gerçekleşti. HDP, kurulduğundan bu yana “bileşenler arası” kurulları temel aldı. Bunun dışındaki kitlenin sürece müdahale kanallarını hep kapalı tutarak “birliğini korumaya çalıştı?!”

Bu çağın teknolojisi için çocuk oyuncağı; bir iç demokrasi yazılımı bile 11 yıldır sipariş etmediler. Ama Apoculuk konusunda da kimse burnundan kıl aldırmaz.

Geçerken altını çizelim, demek ki iç iletişim kanalları çok önemli, hele ademi merkeziyetçilikten, demokrasiden söz edenler bunu yaşamsal bir konu olarak ele almak zorunda. 

Her neyse, sosyal medya imdada yetişti ve ciddi bir kitle, sosyal medyada bilinen tanınan KÖH temsilcileri, basın emekçileri mealen “tek liste yoksa, ittifak da yok” diye özetlenebilecek bir formülün arkasına geçtiler. 

Bu kez gördük ki, HDP yönetimi bir çıkmaza hapsetmiş kendisini? 

Önce süratle Erkan Baş’ın bir mektubu Tayyip Temel arkadaşımızca paylaşıldı. Oysa onbinlerce itirazın muhatabı HDP yönetimiydi. Biz onlardan yanıt beklerken, EB’tan TT aracılığıyla yanıt gelmesi çok usulsüzdü. 

Üstelik mektup, – geçtim özeleştiriyi- ne yapılan “gaflara” ilişkin bir farkındalık, ne de üzüntü yansıtıyor. Dahası, böylesine bir kitlesel itiraza yanıt veya açıklama olabilecek tek bir cümle de barındırmıyor. (Bana sorarsanız gaf da yok, çelişki de yok, bütün ML partiler gibi, doğrunun tekliğinden hareketle, “işçi sınıfının sosyalist partisi biziz, ötekiler de devrimci demokrat, yurtsever” filan diye görüyorlar.)

Demek ki bizim çok tepki duyduğumuz konuların içinde Baş, yalnızca “Şırnak örneği vermesinin” hata olduğunu kabul ediyormuş. Bu da haklı olarak hem ona hem “elçiye” ciddi bir tepki daha doğurdu. 

Bir gün geçtikten sonra bizlerin ısrarıyla bu kez yarı resmi (çünkü kişisel bir açıklama) bir açıklama geldi. Baş’ın mektubundan tek farkı, Tayyip arkadaşın TİP’in niyetlerine, ittifak matematiğine kefil olmasıydı. Oysa konunun uzmanı bir çok kişi, yazar, gazeteci vb. ayrı listenin sakıncasını matematik olarak kanıtladı, TİP’in tezini çürüttü. Baş’ın mektubu ise hiç bir karşı kanıt içermiyor, “bana güven merak etme sen” demiş oluyor.

HDP’nin kurumsal bir açıklama yapılmaması, iki türlü yorumlanabilir. 

Ya konu onlar için yarı resmi bir açıklamayla geçiştirilebilecek önemde, yani bunca insanı önemsemeyecek kadar bürokratlaştılar; ya da ortak açıklama yapamayacak kadar tartışmayı içselleştirmişler.  

Genci yaşlısı, işçisi, beyaz yakalısı parçası olduğum net workteki (twitterda beni izleyenler ve izlediklerim) yüzlerce kişi mealen dedi ki, “ Arkadaşlar TİP, hiç bir şey vermeden, %3 devlet yardımı barajını aşmanın hesabını yapıyor. Üstelik el yükseltip, vitrinindeki kürt düşmanı sayısını artırıyor. Sizler, ‘tamam buraya kadar,’ demedikçe de pragmatik biçimde ittifakta kalacaklar. Çünkü ittifak sadece onlara çalışıyor. Değilse bizim görmediğimizi gösterin, tersini kanıtlayın.” 

Böyle bir noktada Tayyip veya benzer bir arkadaşımız, yoldaşımız çıkıp kefil olduğunda, seçime 40 gün kala, tartışmayı sürdürmek bence faydasızdır. Fikirlerim saklı kalmak üzere sustum ve bunu ilan ettim. Genel eğilim de bu yönde olacak gibi görünüyor.

Bırakın siyaseti savaşta bile ön cephede, kelle koltukta olanların ekstra kredileri, söz ağırlıkları elbette olacaktır. 

Ama eminim ki, herkes birbirini çok iyi duydu ve anladı. Tartışma henüz tüketilmedi. Öte yandan Bu tartışmanın öğrettikleri yarına da olumlu katkı verir, tecrübe bunu söylüyor.