Irkçıların yeni Avrupası: deniz aşırı göçmen toplama kampları

132 views
15 mins read
132 views
15 mins read
Duymuş olmalısınız İngiliz ırkçılığı, bizlere dönük yeni bir planı yürürlüğe sokmaya çalışıyor. Nazilerden ders çıkartmış olmalılar ki, artık toplama kamplarını “kutsal Avrupa” toprakları üzerinde görmek istemiyorlar. 
Yeni göçmen toplama kampları artık deniz ötesi ülkelerde kurulacak.
Aşağıda, Evrensel Gazetesi'nin hazırladığı iyi bir özeti paylaşmak istiyorum. Böylece hem Evrensel'in emeğine saygı hem sol içi mütevazı bir dayanışma olsun. Bu sayede konuyu ilk kez duyanlar da artık temel bir bilgiyle ilerleyebilir ve daha yakın takip edebilir.
İddiam rahat evlerinde yaşayanlara çok abartılı gelebilir; oysa çok gerçekçi; eğer İngiltere'nin yeni göçmen rejimi projesine yenilirsek, dünya, demokrasi/diktatörlük mücadelesinde, diktatörlük lehine büyük kaybeder. Biz göçmenler, "Avrupa demokrasisi"nin turnuisol kağıdıyız.
"Ruanda Projesi"nin Nazi toplama kamplarıyla kıyaslanmasına itiraz edenler olacaktır. Onlara da bir yanıt verip geçmek isterm; Nazi Toplama kamplarını tanımlarken merkeze "gaz odalarını" koyarsanız yanılırsınız. Toplama kampları, psiko kültürel bir soy kırımın mekanlarıydılar. Yahudiler, Romanlar, Muhalif komünist ve sosyalistler, LGBTİ+ bireyler psiko kültürel olarak yok ediliyorlardı. 
Bir kez ötekileri, türdeşleriyle birlikte, tellerin arkasında topladığınız anda, girdiğiniz yolun en uzak ucunda naziler sizi bekliyor olacaklar. Ve siz, her adımda onlara biraz daha yaklaşacaksınız. Avrupa devletlerinin "güvenlik" üzerine sayfalarca gerekçeler üretmeleri ise çok kolay çürütebildiğimiz argümanlardan oluşuyor. Ama bütün "beyaz"ların anlaması gereken, göçmen düşmanlığının bedeli, Rusya, Çin, İran, Türkiye gibi diktatörlüklerden ilham alan yöneticileriniz ve sermaye kesimleriniz olduğudur.Tıpkı Hitleri desteklemiş Alman Sermayesi gibi. Katili bulmak için mutlaka parayı takip edin.
Göçmeni ezdirirseniz, ileride, iklim krizi, ekonomik kriz ve benzeri bahanelerle "demokrasi cennetinizde" gelişen diktatoryal süreçler için çok geç kalınmış olacak.
Sizleri Özden Dinç'in haberiyle başbaşa bırakmadan önce yine kısa bir son not düşmek isterim.
"Türkiyelilerin" Avrupa'daki "sol örgütleri" Türkler, Kürtler başta olmak üzere, gündemlerine yalnızca "Türkiye'deki iktidar mücadelesi"ni alıyor. Göçmen mücadelesi gündemlerine girmiyor. Yani yüzleri yalnızca Türkiye'ye dönük yaşıyorlar.
Bu, paradoksal olarak son derece apolitik bir varoluş biçimi. Oysa, burada yaşayan her birimiz önce göçmeniz ve bütün halklardan göçmenlerle birlikte Avrupa Göçmen Rejimi artık hayatımızdaki baş çelişkinin kaynağı. Bu çelişkiyi politik programına almamış bir sol, bence sol da olamaz dünyalı da.

A. Halûk Ünal

4 soruda Ruanda ve İngiltere’nin mültecileri caydırma planı

Sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planı yüksek mahkemece onaylandı. Süreci 4 soruda ele aldık: Karara kim, nasıl tepki verdi? Ruanda planı nedir? Karşı çıkanlar ne diyor? Süreç nasıl devam edebilir?
Mülteci kampındaki bir çocuk

Arşiv | Fotoğraf: Ahmed Akacha/Pexels

Özden DİNÇ
Londra

İngiltere’de yüksek mahkeme, bazı sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesine dair insan hakları örgütlerinden ve sınır muhafaza görevlilerinin örgütlü olduğu PCS sendikasından gelen itirazları reddetti ve planın yasal olduğuna hükmetti. Dava konusu olan ve Ruanda’ya gönderilmeleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ile daha önce engellenen sığınmacıların durumunun yeniden ele alınması gerekecek, ancak bu, Ruanda planın ilerlemesine engel teşkil etmeyecek.

KARARA KİM, NASIL TEPKİ VERDİ?

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, karardan memnuniyet duyduğunu ve ülkeye “yasa dışı yollardan” gelenleri “güvenli bir ülkeye” göndermenin “sağduyulu” bir tutum olduğunu söyledi. 

İçişleri Bakanı Suella Braverman da kararın ardından parlamentoda yaptığı konuşmada davayı kazandıklarını, Ruanda’nın sığınmacılar için bir ceza olmadığını ve İngiltere’ye “tehlikeli ve yasa dışı yollardan” gelenler için “insani ve pratik bir alternatif” olduğunu söyledi. Braverman, İçişleri Bakanı olur olmaz yaptığı bir açıklamada en büyük hayalinin, “sığınmacıları taşıyan ilk uçağın Ruanda’ya hareket edişini görmek” olduğunu söylemiş ve büyük tepki çekmişti.

Muhalefet milletvekillerinin Ruanda kararının kamuya maliyetini ve uygulanabilir olup olmadığını sorguladığı parlamento oturumunda, İşçi Partisinin Gölge İçişleri Bakanı Yvette Cooper, planın iltica sisteminde mevcut sorunları daha da derinleştireceğini belirtti ve aynı zamanda etik olmadığını vurguladı.

Karar verilen davada taraflardan birisi olan İngiltere Kamu ve Ticari Hizmetler Sendikası (Public and Commercial Services Union-PCS) ise mültecilere dönük bu politikanın ahlaki açıdan kınanması gerektiğini belirtti. Sendika, İçişleri Bakanlığına bu insanlık dışı uygulamadan vazgeçme çağrısı yaptığı basın açıklamasında ayrıca söz konusu politikanın caydırıcı bir etkisi olmayacağını söyledi.  

Açıklamada PCS Genel Sekreteri Mark Serwotka’nın şu ifadesine yer verildi: “İnsanların hayatını korumanın ve Manş Denizi’nde boğulmalarını önlemenin tek yolu, onların güvenli bir şekilde geçişini sağlamaktır. PCS, bunu güvence altına almak için uğraşmaya devam edecek.”

RUANDA PLANI NEDİR?

Ruanda Planı, Muhafazakar Parti hükümetinin seçim vaatleri arasında da yer alan yeni göç ve iltica politikalarının bir parçası. Düzensiz göçmenler ve sığınmacılar için “caydırıcı unsurlar” içermesi planlanan bu politikada mültecilere farklı farklı muamele yapılması öngörülüyor. Kimi sığınmacılar –Napier Kışlası ya da Manston’daki eski hava üssü gibi merkezlerdeki çok kötü koşulların olduğu– “mülteci kamplarında” uzun süre boyunca yaşamaya mecbur bırakılıyor. Kimileri dışarısı ile hiçbir iletişimlerinin olmadığı otellere kapatılıyor, kimi sığınmacıların ise Ruanda Planı’nda öngörülen şekilde iltica başvurusu henüz işleme girmeden bir başka ülkedeki mülteci kampına gönderilmesi planlanıyor. (Napier Kışlası’nın sığınmacılar için yaşamaya uygun olmadığı 2021 yılında mahkeme kararıyla tescillenmişti. Sığınmacılar için bir cehennem olarak nitelendirilen Manston’daki kamptaki sığınmacılar ise PCS sendikası ile Detention Action’ın girişimleri sonucu başka konaklama merkezlerine yerleştirilmişti.)

Yaygın kanının aksine Ruanda’ya gönderilecek sığınmacılardan iltica talepleri kabul edilenlerin Birleşik Krallık’a geri dönmesi planlanmıyor. Ruanda ile yapılan anlaşma uyarınca sınırlı sayıda sığınmacının sığınma talebi Ruanda yasalarına göre değerlendirilecek ve Ruanda’da sığınma hakkı verilirse bu kişiler orada kalacak. Ruanda iltica talebini reddettiği sığınmacıları ülkelerine geri göndermekten sorumlu olacak. Yani bu plan uyarınca Birleşik Krallık’ın sığınmacılara karşı sorumlulukları sığınmacıları taşıyan uçak Ruanda’nın başkenti Kigali’ye iner inmez sona erecek. Böylece, diğer mültecilerin iltica talebinde bulunmak için Birleşik Krallık’a gelmeye çalışmaktan caydırılması amaçlanıyor.

PLANA KARŞI ÇIKANLAR NE DİYOR?

Ruanda Planı’na karşı temel argümanlar ise; planın İngiltere’nin de imzacısı olduğu 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi’ne aykırılığı, Ruanda’nın güvenli bir ülke olmayışı ve planın cinsiyet, yaş ve uyruk kriterleriyle mülteciler arasında ayrımcılık içermesi olarak sıralanabilir. Bu bağlamda yapılan eleştirilerde ayrıca sığınmacıların neden başka ülkeler yerine İngiltere’yi tercih ettiğinin de göz ardı edildiği belirtiliyor. Savunmasız durumdaki sığınmacıların İngilizce konuştukları ve/veya Birleşik Krallık’ta akrabaları olduğu ya da Britanya İmparatorluğu’nun sömürgeleştirdiği ülkelerden geldikleri için bu talepte bulundukları hatırlatılıyor.

SÜREÇ NASIL DEVAM EDEBİLİR?

Yüksek Mahkeme’nin bu kararına rağmen sığınmacıların Ruanda’ya yakın bir zamanda gönderilmesi söz konusu değil zira PCS sendikası ile Detention Action ve Care4Calais isimli hak örgütlerinin karara itiraz etmesi ve ne kadar süreceği öngörülemeyen bir temyiz sürecinin başlaması bekleniyor. Yapılan kimi yorumlarda, nihai karar için bir hızlandırma girişimi olabileceği, temyiz sürecinde ilk sırada bulunan mahkemenin (Court of Appeal) pas geçilerek davanın doğrudan son kararı verici mahkemeye (Supreme Court) taşınabileceği belirtiliyor. Bu durumda da, söz konusu mahkemenin (Supreme Court) önceki kararları hükümet politikaları ile uyumlu olduğu için, planın yürürlüğe girmesinin muhtemel göründüğü ifade ediliyor. Bu sürecin sonunda sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmemesinin ancak temyiz aşamasının önümüzdeki genel seçimlerden önce sonuçlanmaması ve İşçi Partisi’nin iktidara gelmesiyle mümkün olacağı belirtiliyor.