feminist iktisat

41 views
19 mins read
41 views
19 mins read

Yelda Yücel – Feminist Bellek

İktisat bir toplumda üretim, tüketim, yatırım, değişim ve bölüşüm ilişkilerini açıklayan ve kaynak dağılımı kararlarına temel oluşturan bilimsel bir disiplindir. Feminist iktisat ise bu alanı toplumsal cinsiyet bakışı ile değerlendiren; modellemeden yönteme mesele edindiği konulardan ekonomi eğitimine kadar disiplinin tüm boyutlarını gözden geçirip alternatifler sunan eleştirel bir iktisat yaklaşımıdır. Feminist iktisadı betimleyen kavramlar arasında ilk akla gelenler “çoğulculuk, yaşamın sürdürülmesi için kaynak temini, başarı ölçütü olarak kişinin dirliği (well-being), yeniden üretim, karşılıksız ev içi emek” gibi anaakım iktisat yazınında pek karşılaşmadığımız terimlerdir. Kimi yerlerde toplumsal cinsiyet ekonomisi gibi isimler alsa da feminist iktisadı diğer disiplinlerden ayıran en önemli özelliği içinden doğduğu feminist hareketin mücadele pratiğine katkı sunması, ondan beslenmesi ve hareketle etkileşim halinde olmasıdır. “Feminist İktisat” adının konması 1990’da Amerikan İktisat Birliği (American Economic Association) yıllık toplantısındaki oturumda gerçeklemiş ve 1992’de “Uluslararası Feminist İktisatçılar Birliği”nin (International Association for Feminist Economics, IAFFE) kurulmasıyla bu alanın bağımsız bir disiplin olması yolunda çok önemli bir adım atılmıştır. Ancak, feminist araştırmacıların ekonominin eril yapısını sorguladıkları araştırmaların tarihi çok daha eskilere dayanır. 

Sosyal bilimler içinde bilimsel dünya görüşü ve bilimsel bilginin üretimine dair konumlar sınıflandırılırken feminist yaklaşımlar genellikle, katılımcı/dönüştürücü bilgi üretimi başlığı altında ele alınır (Creswell ve Creswell, 2018; Neuman, 2014; Şentürk, 2020). Feminist iktisadın çıkış noktası anaakım iktisat öğretisinin cinsiyet körü ve eşitsizlikleri derinleştiren eril yapısının eleştirisidir. Fakültelerin iktisat bölümlerinde kadın öğretim üyesi sayısı görece azdır. Bu sayı yüksek ünvanlı öğretim üyeleri söz konusu olduğunda daha da azalır. Bilimsel bilgi üretimi ideolojik tutumlardan, döneme, tarihe ve patriyarkaya özgü koşullardan etkilenir. Dolayısıyla iktisat disiplininin temel varsayım ve modelleri de eril bakış açılarını yansıtır. 

Egemen iktisat öğretisinde, bireyler öz-çıkarları doğrultusunda hareket eder, tüm aktörler şeffaf ve tam bilgiye sahip biçimde bağımsız karar verebilir ve akılcı seçimler yaparlar. Bu koşullarda oluşan toplumsal uzlaşılar en ideal durum olarak kabul edilir. Bu soyutlama toplumdan yalıtılmış bir bireyi tarif eder; cinsiyetcinsel yönelim, sınıf, din, etnisite gibi statülerinin kişinin karar süreçlerinde etkili olmadığını kabul eder (İzdeş vd., 2017). Oysa üretim, işgücüne katılım, ücretlerin oluşumu, hane içinde ve dışında kaynak dağılım gibi iktisadi kararlar toplumla etkileşim halindeki bireylerin sadece öz-çıkar değil,  farklı motivasyon, fedakârlık gibi gerekçelerle yaptıkları seçimlerin de sonucudur. Üretim ve değişim değerleri yargılardan, ataerkil yapılardan, güç ilişkilerinden, kurumlardan ve süreçlerden etkilenir. Bu nedenle anaakım iktisadın soyutlamaya dayanan gerçekçi olmayan varsayımları, kadınların ve LGBTİ+’ların özgül koşullarını dikkate almadığı; hatta eşitsiz konumlarını verili kabul ettiği için, çoklukla toplumsal cinsiyet eşitsizliğini şiddetlendiren mekanizmaları besler.

Örneğin, 1970’li yıllarda kaynağını neoklasik iktisattan alan Yeni Hane Halkı Ekonomisi iktisatçıları, rekabetin yaygın olduğu piyasalarda kadınlara dönük ayrımcılığın olamayacağını iddia ediyordu.  Kadınların işgücünün dışında bırakılması etkin bir kaynağın kullanılmaması anlamına gelecek, üreticilere maliyet oluşturacak ve bu nedenle firmalar bunu tercih etmeyecekti. Böylece, ayrımcılığın kendiliğinden, piyasa ekonomisinin büyülü düzenleyici işlevi ile ortadan kalkacağını savunuluyordu. Oysa kadınlara yönelik ücret eşitsizlikleri, işe alımlarda kadınlar aleyhine ayrımcılıklar, kariyer ilerlemede camdan tavanlar baki kaldı. Benzer şekilde, bu iktisatçılar kadınların daha çok hane içindeki işleri üstlenmelerinin onların “karşılaştırılmalı üstünlükleri” olduğunu, diğer bir deyişle, doğal olarak bu işe yatkın olduklarını, önceki deneyimleri, eğitim ve beceri düzeylerinin bu sonucu doğurduğunu iddia ettiler. Onlara göre, bu iş bölümünü hane üyeleri ile birlikte karşılıklı uzlaşı, bireysel tercihlerin sonucunda gerçekleşiyordu (Beneria vd., 2016). Oysa bu tarz bir analiz kadınları geleneksel rollere hapseder; eşitsizliklerin kaynağı ile ilgilenmeyerek bu eşitsizlikleri meşru kılan bir işlev görür. 

Feminist iktisatçılar 1970’lerden itibaren yaptıkları çalışmalarda Marksist ekonomi politik ve kurumsalcı yaklaşımlardan; daha yakın zamanlarda yapabilirlikler, insan hakları ve ekoloji merkezli kuram ve çerçevelerden yararlandılar (Berik ve Kongar, 2021). Marksist kuramın sınıf ve sömürü kavramları, kadınların hane içi ve hane dışında yaşadıkları sömürüyü görünür kılmaya katkıda bulundu. Sosyalist feminist araştırmacılar yeniden üretimi toplumsal cinsiyet bağlamına yerleştirdi ve patriyarka ve kapitalizminin iki farklı üretim biçimi olarak ilişkiselliğini tartıştı (Rao ve Akram-Lodhi, 2021; Yaman, 2020). Feminist kurumsal iktisatçılar, işgücü piyasalarındaki katmanlaşmanın kadınlar aleyhine sonuçları ile ilgilendiler ve sınıfsal ayrımlar, cinsiyet, ırk gibi çoklu eşitsizlik kaynaklarının birbiriyle ilişkisini gösterdiler. Bunlarla birlikte kurumların ve süreçlerin (kurgulanan, yeniden üretilen ve norm olarak kabul edilen) toplumsal cinsiyetli yapısını açığa çıkardılar (Beneria vd., 2016; Mutari, 2021). Bir yandan anaakım iktisadın ideal değişim modeli olan rekabetçi piyasa ortamının sınırlılığını gösterdiler; diğer yandan, piyasa kurumlarını, cinsiyet eşitsizliklerini ve ayrımcılığı tarihsel ve kültürel bağlamı içinde özgül koşullarıyla değerlendirdiler (Mutari, 2021)

Yapabilirlikler yaklaşımı feminist iktisada anaakım iktisadın temel hedefi olan ekonomik büyüme yerine insanın dirliğini yerleştirmenin kuramsal ve araçsal olanaklarını sundu (Nussbaum, 2003; Robeyns, 2003; 2005). Refahı gelir ve tüketim ekseninde tanımlayan yerleşik iktisat öğretisinin büyüme odağı, kişinin sadece maddi değil, manevi, sosyal ve kültürel işlevsellikleri ile tanımlanabilen dirliğini göz ardı eder. Piyasa değerleriyle hesaplanan ulusal gelir hane içi işlerin ekonomik büyüklüğünü de yok sayar. Yapabilirlikler yaklaşımı, kadınlar için dirliğin farklı boyutlarının kesişimselliğini göstererek hane içi emeği analizinin odağına yerleştirdi. Eşitsizliklerin kaynağını yapabilirliklere erişim ile kavramsallaştırdı; politika yapıcılara fırsatların sunumu kadar bunlara erişimi sağlama sorumluluklarını hatırlattı. 

Bununla eşanlı biçimde, özellikle son yıllarda feminist araştırmacılar uluslararası insan hakları normlarından ve çerçeve belgelerinden yararlanarak hak talebi olarak ekonomik, sosyal ve kültürel haklara erişimi tartışıyorlar. Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin en görünür olduğu bu alanlarda yükümlülük sahibi olan politika yapıcılara politika tasarı ve bütçe süreçlerinde insan hakları anlaşmaları hüküm ve taahhütlerini hatırlatıyorlar. Örneğin, ekonomik krizler sonucu kamu bütçelerinde kısıntı yönlü alınan kararlar çoğu kamusal hizmet sunumu olan eğitim, sağlık, istihdam, barınma gibi temel haklara erişimi kısıtlar ve hak ihlallerine sebep olur. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve genel olarak eşitsizliklere duyarlı kamu politika ve bütçelerinin hak temelli bir bakışı temel alması gereği savunulur (Elson, 2021; Günlük-Şenesen vd., 2021). Bundan başka, iklim krizinin yaşamın sürdürebilirliğini tehdit eder noktaya gelmesi feminist analizin -yine piyasa değeri olmadığı için dışarıda bırakılan- ekosistem ve biyofiziksel yeniden üretimini de içermesine neden olmuştur (Berik ve Kongar, 2021).

Bu kısa yazıda feminist iktisadın konu, yöntem çeşitliliği, tartışmaları, bulgu ve politika önermelerine yer veremeyeceğiz. Bunların başka bir yazının konusu olması ümidiyle alanın iktisat bilimine katkıda bulunduğu zengin konu başlıklarından bazılarına değinip yazıya burada son verelim. Feminist iktisatçılar karşılıksız ev içi emek, bakım emeği, kadınların istihdama katılım biçimleri, küresel iş bölümünde emek piyasası dönüşümleri, ortak mülkiyet kaynakları, kadınların mal varlığına erişimi, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, sosyal güvence, sosyal politika, yoksulluk, dayanışma ekonomileri gibi konuları ve nihayetinde bütün bu başlıkları içerecek şekilde nasıl bir makroekonomi sorusunun cevaplarını araştırmaya devam ediyorlar. Türkiye’de bu alanda çalışan çok sayıda araştırmacı ve akademisyen 2007 yılından bu yana Kadın Emeği Çalışan Feminist Akademisyenler (KEFA; http://www.kefaweb.org/tr/) adıyla çalışma yürütüyor. Grubun üyeleri bireysel ve kolektif olarak bugüne kadar çok sayıda politika belgesine, ulusal ve uluslararası yayına imza attı. Kadın örgütleri ve sendikalarla yapılan çalışmalara destek verdi. Feminist iktisadın büyüyüp gelişmesinde feminist örgütlerin, sendikaların, aktivistlerin akademisyenlerle birlikte bilgi ve politika üretmesinin önemi büyük. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonrasında da bu olanakların artırılması için mücadelelerin artarak devam edeceğini umuyoruz. 

Kaynakça:

Beneria, L., Berik, G., Floro, M. S. (2016). Gender, Development, and Globalization. Routledge: Londra ve New York.

Berik, G., Kongar, E. (2021). The Social Provisioning Approach in Feminist Economics: the Unfolding Research. G. Berik ve E. Kongar (Ed). The Routledge Handbook of Feminist Economics içinde (s. 3-21). Oxon ve New York: Routledge. 

Creswell, J.W., Creswell, J. D. (2018). Research Design. Los Angeles ve Londra: Sage. 

Elson, D. (2021). Gender Budgeting. The Social Provisioning Approach in Feminist Economics: the Unfolding Research. G. Berik ve E. Kongar (Ed). The Routledge Handbook of Feminist Economics içinde (s. 459-467). Oxon ve New York: Routledge. 

İzdeş Ö.; İlkkaracan, İ.; Memiş, E., Yücel, Y. (2017). The UN Women Gender and Economics Training Manual. New York: Economic Empowerment Section, Un Women.

Mutari, E. (2021). Feminist Institutional Economics. G. Berik ve E. Kongar (Ed). The Routledge Handbook of Feminist Economics içinde (s. 43-52). Oxon ve New York: Routledge. 

Neuman, W. L. (2014). Social Research Methods. Essex: Pearson.  

Nussbaum, M. C. (2003). Capabilities as Fundamental Entitlements: Sen and Social Justice. Feminist Economics9(2–3), 33–59. 

Rao, S., Akram-Lodhi, A. H. (2021).  Feminist Political Economy. G. Berik ve E. Kongar (Ed). The Routledge Handbook of Feminist Economics içinde (s. 34-42). Oxon ve New York: Routledge. 

Robeyns, I. (2003). Sen’s Capability Approach and Gender Inequality: Selecting Relevant Capabilities. Feminist Economics9(2–3), 61–92. 

Robeyns, I. (2005). The Capability Approach: A Theoretical Survey. Journal of Human Development6(1), 93–117. 

Şentürk, B. (2020). Alanlardan Üniversiteye Feminist Yöntemin Seyri Üzerine Kısa Bir Tartışma. F. Saygılıgil ve N. Berber (Ed.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Feminizm içinde (s. 520-529). İstanbul: İletişim Yayınları.  

Yaman, M. (2020). Karşılıksız Ev İçi Emek: Teorik ve Politik Tartışmaların İzini Sürmek. F. Saygılıgil ve N. Berber (Ed.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Feminizm içinde (s. 602-612). İstanbul: İletişim Yayınları.  

Günlük-Şenesen, G., Arun, Ö., Aykara, A., Sunata, U., Thibert, A.A., Yücel, Y. (2021). Human Rights Indicators.Istanbul: Raoul Wallenberg Institute, Research Worldwide.

Yayınlanma Tarihi: 25.02.2022